Tarihi Yerler


SELİMİYE CAMİİ
Selimiye Camii Osmanlı padişahı II. Selim tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan camidir. Sinan'ın 90 (bazı kitaplarda 80 olarak geçer) yaşında yaptığı ve "ustalık eserim" dediği Selimiye Camii gerek Mimar Sinan'ın gerek Osmanlı mimarisinin en önemli yapıtlarından biridir.Caminin kapısındaki kitabeye göre yapımına 1568 yılında başlanmıştır. 14 Mart 1575'te ibadete açılmıştır.Bir tepe üzerinde bulunan Selimiye'de daha önceki hiçbir camide ya da antik çağ mabedinde görülmemiş bir teknik kullanılmıştır. Daha önceki kubbeli yapılarda, asıl kubbe kademeli yarım kubbelerin üzerinde yükselmesine rağmen, Selimiye Camii 43,25 metre yüksekliğinde, 31,25 metre çapında, tek bir lebi ile örtülmüştür. Minarelerin kubbeye yakın olması, camiyi göğe doğru uzanıyormuş gibi gösterir. Bu caminin en büyük özelliği Edirne'nin her tarafından görülebilmesidir. 28 Haziran 2011 Salı Günü, Paris’te yapılan UNESCO Dünya Mirası Komitesi toplantısında Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi’nin Dünya Mirası Listesi’ne adaylığı değerlendirilmiş ve komite oybirliğiyle Selimiye Camii ve Külliyesi'nin Dünya Mirası Listesine girmesine karar vermiştir.






ESKİ CAMİİ
Eski Cami, Edirne’nin merkezinde yer alır. Zamanımıza ulaşmış ilk orijinal abidevi yapı olarak da bilinir. Caminin yan kapısıüzerindeki kitâbeye göre mimarı Konyalı Hacı Alâaddin, kalfası ise Ömer ibn-i İbrahim'dir.  Osmanlı tarihinde Fetret Devri diye anılan dönemde Süleyman Çelebi tarafından 1403 yılında inşasına başlanıp, I. Mehmed tarafından 1414'te tamamlanmıştır. 1749 yılında yangından, 1752'de ise depremden zarar gören cami; I. Mahmud döneminde onarılmıştır. Cumhuriyetin kuruluşunun ardından, 1924-1934 yılları arasında tekrar restorasyon geçirmiştir.







ÜÇ ŞEREFELİ CAMİİ

Üç Şerefeli Cami, Edirne'deki Osmanlı döneminden kalma camidir. Kimin tarafından hangi tarihte yaptırıldığı tartışmalıdır. Bazı iddialara göre Yıldırım Bayezid'ın oğullarından Musa Çelebi tarafından 1410 yılında yaptırılmıştır. Diğer bir iddiaya göre ise II.Murat tarafından  1437'de yaptırılmıştır. Mimarı, Sinan'ın ustası Müslihiddin Ağa’dır.






MURADİYE CAMİ
 Tarihi kaynaklara göre 1426 yılında, vakfiyesine göre ise 1436 yılında II.Murat’ın inşa ettirdiği zaviyeli cami şehrin  kuzeydoğusunda, Muradiye Mahallesi’nde ve Sarayiçi’ne bakan bir tepe üzerindedir. Bu muhteşem eserin mimarı ise ne yazık ki bilinmemektedir.Osmanlılarda ibadetlerden sonra, cemaata ikram edilmek üzere şerbet dağıtma geleneği, ilk defa Muradiye Camii’nin musluklarından akıtılarak yapılmaya başlanmıştır.







YILDIRIM BEYAZIT CAMİİ
Edirne'nin XIV.yy'dan kalan en eski camisidir. Gerek planı gerekse sütun başlıkları yapının haç planlı bir Bizans Kilisesi olduğunu göstermektedir. Yıldırım Bayezid adına 1400 yılında camiye dönüştürülürken temel dışında yeniden yapılmıştır. Yapım tarihini 1396 ya da 1399 olarak gösterenler de vardır. Kilise üzerine yeniden yapılan caminin kıblesi yapının eksenine uymadığından mihrap haç kollarından birisinin köşesine konmuş, eğimli bir görünüş almıştır. Günümüzdeki biçimiyle, dört Kemerli, kubbeli ve tek minareli bir camidir.







EKMEKÇİZADE AHMET PAŞA KERVANSARAYI
Evliya Çelebi tarafından, “Büyük hayrat. Bu han, Sultan Ahmed döneminde küçük bir han imiş. Sonra Ekmekçizâde Ahmet Paşa temelinden yıkıp büyük bir han yaptırmış ki Edirne kentinde ve İstanbul'da misali yoktur" diye tanımlanan kervansaray, Edirne’nin Ayşe Kadın semtinde bulunduğu için Ayşe Kadın Kervansarayı olarak da tanınmaktadır. Mimarı Sedefkar Mehmet Ağa ile Edirneli Hacı Şabandır. Sultan I. Ahmet’inemriyle, Defterdar Ahmet Paşa tarafından 1609 yılında inşa ettirilmiştir. Duvarları kesme ve yontma taştan meydana gelen bu tarihi yapıda,taç kapının sivri kemeri içerisinde yazıtı bulunur. Anıtsal bir yapı olan kervansarayın arka tarafındaki mermer süslemeli pencereler ise dikkat çekicidir. Tek kattan oluşan yapıda, odalar yerine salonlar bulunmaktadır. İki şadırvanı ve tabhanesi bulunan büyük bir kervansaraydır. Bunlardan başka dört büyük ahır, cadde üzerinde taş yapı dükkânlar ve iki ahır arasında büyük bir havuz ve üzerinde kusursuz bir kemeri vardır. Giriş kapısı, kervansarayın avlusuna develerin girebilmesi için oldukça yüksek tutulmuştur. Bu nedenle de bazı kaynaklar buradan Deve Hanı diye de söz etmişlerdir.







 DEVECİHAN KÜLTÜR MERKEZİ
Edirne Üç Şerefeli Cami’nin karşısında, Edirne Valilik binasının ön kısmında yer almaktadır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XV.yüzyılın ilk yarısında yapıldığı sanılmaktadır. Osmanlı hanlarının erken örneklerinden olan Deveci Han, iki katlı yapıdan meydana gelir, üst katında 31 odası bulunur. Duvarları kesme taştan örülmüş olup, aralarına tuğla derzler yapılmış olan Deveci Han, 1847 yılında Vali Rüstem Paşa tarafından tamir edilerek hapishaneye dönüştürülmüş, 1949 yılına kadar da hapishane olarak kullanılmıştır. Daha sonra Kültür Bakanlığı tarafından 25 Kasım 2000’de restorasyonu tamamlanarak hizmete açılmıştır. Günümüzde Deveci Han; Kültür Müdürlüğü’nün idari hizmetlerinin dışında, çeşitli kültürel etkinlikler ve el sanatları kursları için kullanılmaktadır.







 İKİNCİ BAYEZİD KÜLLİYESİ SAĞLIK MÜZESİ
Darüşşifa ve bitişiğindeki Tıp Medresesi, II. Beyazıt'in 1484 yılında Akkirman seferlerinden elde ettiği ganimet gelirleri ile 1484-1488 yılları arasında yaptırılan külliyenin birer parçasıydı. Darüşşifa'da tedavi hizmeti ücretsiz verilmekteydi. Medresede okuyan öğrenciler, darüşşifadaki uzman hekimler yanında yetiştirilmekteydi. Külliye içinde 1488'den beri yer alan darüşşifa (hastane), 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'na kadar aralıksız 400 yıl boyunca önceleri her türlü hastaya; sonraları sadece ruh ve akıl hastalarına hizmet vermiş bir sağlık kuruluşudur. Geçmişte hastalarının müzik, su sesi ve güzel kokularla tedavi edildikleri mekân, 1997 yılından bu yana Trakya Üniversitesi tarafından sağlık müzesi olarak düzenlenmiş, 2000 yılında Darüşşifa'nın Şifahane kısmı Psikiyatri Tarihi Müzesi haline getirilmiştir. Ayrıca Külliyenin bir parçası olan ve darüşşifanın yanında yer alan tıp medresesi de 2008 yılında müzenin 15. yüzyılda tıp eğitimini sergileyen bir bölümü olarak hizmete açılmıştır. Müzede, hekimliğin gelişmesi ve değişik sağlık hizmetleri hakkında geniş bilgiler içeren pavyonlar bulunur. Şehrin turizm hayatına önemli bir katkısı vardır, Selimiye Camii’nin ardından Edirne’de en çok ziyaret edilen ikinci mekândır. 2004 yılında Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülünü, 2007 yılında ise Avrupa Kültür Mirası - Mükemmellik Kulübü En İyi Sunum Ödülünü kazanmıştır.




 

TRAKYA ÜNİVERSİTESİ BALKAN KONGRE MERKEZİ

2007’de inşaatına başlanan Balkan Kongre Merkezi 2009 Nisan ayında faaliyete geçmiş olup ulusal ve uluslar arası kongrelere ev sahipliği yapmaktadır.Kongre ve Sergi Sarayı olarak projelendirilen A Blok toplam 5135 m2 alana sahiptir. 766 kişilik kongre salonu ile gerektiğinde sergi ve fuar amaçlı olarak da kullanılabilecek fuaye; VIP salonu; internet imkanları ile donatılmış basın merkezi, idari mekanlar ve ilk yardım odası da bu blok içinde yer almaktadır. B Bloktaki İdare ve Seminer Binası dairesel formlu olarak projelendirilmiş olup toplam 1725 m2 alana sahiptir. Seminer salonları; 1 adet 160 kişilik, 2 adet 80  kişilik, 4 adet 50 kişilik olarak ayrı ayrı düzenlenmişlerdir. C Blok elips formunda projelendirilmiş olup 6 kattan oluşturulmuş toplam 6125 m2 alana sahiptir.  Bu blokta Trakya Üniversitesi Rektörlük merkezinin idari büroları ile ayrıca 28 kişilik misafirhane, kafeterya ve restaurant yer almaktadır.  Ayrıca Kongre Merkezinin 2000 m2 lik açık sergileme ve fuar alanı da bulunmaktadır.






 KIRKPINAR ALANI
I. Murat, Edirne’nin alınmasından sonra Edirne’de güreşçiler tekkesi kurmuştur ve bundan böyle de her sene güreş yapılması  bir gelenek haline gelmiştir. Kırkpınar, Edirne’yi Ortaköy’e bağlayan 35 kilometrelik yolun üzerinde, Simavina (Samona) ile Sarı Hızır köyleri arasında bulunan ve Balkan Savaşından sonra Yunanistan sınırlarında kalan Nazif Ağa tarlası da denilen çimenlik bir yerin adıdır. Bu alanın bir tarafı da Kırklar çeşmesidir. Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı sonunda Kırkpınar Güreşleri Edirne ile Mustafapaşa yolu arasındaki “Virantekke” denilen yerde düzenlenmiştir. Güreşler, 1923 yılından itibaren Edirne’nin “Sarayiçi” denilen yöresinde yapılmaya başlanmıştır.




 

ALİPAŞA ÇARŞISI

Edirneliler'in daha çok Kapalı Çarşı adıyla andıkları Ali Paşa Çarşısı Kanuni Sultan Süleyman'ın son yıllarındaki sadrazamı Hersekli Semiz Ali Paşa tarafından 1569 yılında Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Yapılmasındaki maksat kıymetli eşya satan (altın, gümüş vb.) ticaret erbabını bir çatı altında toplamak ve onları korumaktır. Her gece yüz adet bekçinin çarşıyı beklediğinden bahsedilmesi de söz konusu ticari ürünlerin ne kadar değerli olduğunun göstergesidir. Edirne'nin ticari hayatı bakımından yerli ve yabancı turistlerin akınına uğrayan Alipaşa Çarşısı'nda 130 dükkan ve 6 kapı bulunmaktadır, günümüzde Çarşıda altın ve gümüş gibi kıymetli eşya ticareti yapan dükkanlara çok az rastlanmaktadır. Bugün daha çok değişik ticaret erbabı mevcuttur.




 

ARASTA ÇARŞISI

225 metre boyunda, 73 kemerli ve 4 kapılıdır. Uzun dönemli restorasyonlar geçirmiştir. 124 dükkan mevcuttur. Son dönemlerde  Edirne ticari hayatında tekrar önem kazanmaya başlamıştır. Turistik eşya satan dükkanlar çoğunluktadır. Selimiye Camisi'ni ziyarete gelen yerli ve yabancı turistlerin de tercih ettikleri bir alışveriş noktasıdır. Selimiye Arastası Selimiye Camisi'ne gelir getirmek amacıyla; bu caminin yapımından sonra Sultan III. Murat döneminde Mimar Sinan'ın kalfası Davut Ağa'ya yaptırılmıştır. Arasta'nın yapılış nedenlerinden biri olarak; Selimiye Camisi'ne mimari açıdan batı ve güney yönünden destek verme ihtiyacı gösterilir. Binanın ortasındaki kubbe "Dua Kubbesi" olarak bilinir. Dükkan sahiplerinin her sabah burada toplanıp doğru iş yapacaklarına dair yemin ve dua etmeleri nedeniyle böyle adlandırılmıştır. İlk dönemlerinde çarşının üstünün tümüyle kurşun kaplı olduğu,ancak bu kaplamanın zamanla onarım giderlerinde kullanılarak tüketildiği bilinir.




 

BEDESTEN ÇARŞISI

Eski Cami'ye gelir temin etmek için Çelebi Sultan Mehmet zamanında 1417-1418 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Mimarı Hacı Alaeddin'dir. 14 kubbeli bir yapıdır ve dört cephesinde 54 dükkan bulunur. Her cephenin ortasına düşecek şekilde dört kapısı bulunmaktadır. Her kubbede bir adet pencere vardır ve iç mekan bunlarla aydınlatılır. Çatısı kurşunla kaplıdır. Evliya Çelebi; "İçinde değerli eşya alınıp satılan yer" anlamına gelen Bedesten için: "Burada Mısır Hazinesi değerinde olan elmas ve mücevherler zengin tacirlerin dolapçıklarında gözleri kamaştırır; çarşıyı 60 gece bekçisi beklerdi." şeklinde yazmaktadır. Günümüzde de canlı alışveriş merkezlerindendir. Kentte bulunan az sayıda mermer ustası bu çarşıda mesleklerini sürdürmektedir.




 

KARAAĞAÇ LOZAN ANITI

Lozan Anlaşması ile Karaağaç'ın tekrar Türk topraklarına kazandırılmasını ve Lozan Anlaşmasında kazanılan diplomatik zaferi temsil etmektedir. Lozan Barış Antlaşması ve Karaağaç'ın bu antlaşmayla kazanımı anısına, Trakya Üniversitesi ile Edirne Belediyesi'nin öncülüğünde yapılan Lozan Anıtı, 19 Temmuz 1998'de dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından açılmıştır.  Üç yüksek sütundan oluşur. Birincisinin yüksekliği 36.45 metredir ve Anadolu'yu sembolize eder. İkincisi 31.95 metredir ve Trakya'yı simgelemektedir. Üçüncüsü ise 17.45 metre uzunluğu ile Karaağaç'ın simgesidir. Beton çember, birliği, genç kız figürü; estetik, zerafet ve hukuku, kızın elindeki güvercin barış ve demokrasiyi, diğer elindeki belge de Lozan Anlaşmasını sembolize eder.




 

TUNCA VE MERİÇ NEHİRLERİ

Balkanlar'ın en büyük nehirlerinden biri olan Meriç, Bulgaristan'da Filibe ovasını, Türkiye’de Edirne şehrini, Batı Trakya'yı suladıktan sonra, Ege Denizi’ne dökülür. Meriç, 480 km uzunluğundadır. Başlıca kolları Ergene, Arda ve Tunca'dır. Meriç nehri Türkiye'nin 10. büyük nehridir. Türk-Yunan sınırını çizerek akan Meriç Nehri’ne İpsala yakınlarında Balabancık köyü batı kısmında Ergene Nehri karışır.Meriç Nehri, İpsala güneyinde başlıca iki kola ayrılır. Birinci kol Türkiye sınırını terk ederek Yunanistan’a geçer ve Saros Körfezi’ne dökülür. Diğer kol ise bataklıklar oluşturarak Gala gölü gibi göllenmeler yaparak Türkiye topraklarından Enez yakınlarında Saros Körfezi’ne (Ege Denizi) dökülür.Tunca ise Bulgaristan'dan doğar ve Edirne'den
Türkiye sınırlarına girer. Tunca Nehri'nin 12 kilometrelik bölümü Türk-Bulgar sınırını oluşturur. Meriç Nehrinin başlıca kollarındandır.

lang

Ödeme için tıklayınız
Form